Ana içeriğe geçin
Tür listesine dönün Yazı

Terzilikten Üretime: Bir Sektörün Büyüme Hikâyesi

Doksanlarda bu ülkede kapalı garaj kültürü bile yoktu; ilk otomatik kapılar ithal geldi, biz terzisiydik. Bir sektörün montajdan üretime uzanan hikâyesi.

Terzilikten Üretime: Bir Sektörün Büyüme Hikâyesi

Yayınlanma:

Yayıncı: Alkur Kapı Sistemleri A.Ş.

Bir ülkenin otomatik kapı ihtiyacı, garajından önce gelmez. Doksanlı yılların başında Türkiye’de kapalı garaj kültürü henüz yoktu; arabası olanın bile çoğunlukla garajı yoktu. İlk otomatik kapılar bu yüzden ihtiyaç olarak değil, lüks olarak geldi: Amerikan ve Avrupa malı, kutusunda, deniz aşırı. Sektörün Türkiye’deki ilk mesleği de buna göre şekillendi: montajcılık.

Bunu bir kusur olarak anlatmıyoruz; kimse üretici doğmaz. Her sanayi dalı, başkasının ürettiğini kurarak öğrenmeye başlar. Mesele, o basamakta kalıp kalmamaktır.

Terzilik yılları

Montajın bir üst basamağı vardır ve adını koymaktan çekinmeyiz: terzilik. Parçaları ayrı ayrı ithal edip kapıyı ölçüsüne göre burada dikmek; kumaş dışarıdan, kesim bizden. Uzun süre bunu yaptık ve o yıllara çok şey borçluyuz: terzilik, kapının anatomisini ezbere öğretti. Hangi ray hangi yükte yorulur, hangi yay kaç çevrimde biter, panel neresinden ter atar; bunlar katalogdan değil, dikiş masasından öğrenilir.

Ama terzinin bir sınırı vardır: kumaşı dokuyamaz. Kalitenin en kritik katmanı, başkasının fabrikasında belirlenmeye devam eder.

Kumaşı dokumaya geçmek

O sınırı adım adım geçtik. Önce raylar yerli üretime alındı; 2005’te ilk yerli seksiyonel kapı paneli preslerimizden çıktı; zamanla profillerin önemli bölümü de kendi hatlarımıza taşındı. Aynı yıllarda ihtiyacın kendisi de değişiyordu: bir zamanların lüksü, önce sitelerin ve villaların, sonra sanayi tesislerinin standardı hâline geldi. Sektör bireysel garaj kapısından yükleme rampalı lojistik tesislere uzandıkça, terzilikle yetinmek zaten imkânsızlaşmıştı; otuz yılı aşan üretim yolculuğumuzun kronolojisi, aslında bu zorunluluğun kronolojisidir.

Seçilmeyen yol

Şunu da dürüstçe söyleyelim: ithalatçılıkta kalmak ticari olarak daha kolay bir yoldu. Hazır ürünü getirip üzerine bir marka koymayı, bu işi herkes kadar iyi bilirdik, belki daha iyi, çünkü kapının içini terzilik yıllarından tanıyorduk. O yol seçilmedi; çünkü altyapısı, yedek parçası ve servis sorumluluğu olmayan ticaret, sattığı ürünün yarınına kefil olamaz. Üretim ise yorucu, sermaye isteyen, sabır isteyen bir tercihti, ama kurucumuzun ölçüsüyle söylersek, insanı işine bağlayan şey de tam olarak buydu: üretebiliyorsan, yenilik yapabiliyorsan, önüne bir hedef koyabiliyorsan o işten yorulmazsın.

Bugün bu sektör, doksanlarda kutusu açılan ithal kapıların benzerlerini Avrupa’ya ve Amerika’ya satıyor. Montajcılıkla başlayan hikâyenin bu satıra ulaşması otuz yıl sürdü. Sırada ne var sorusunun cevabı da aynı mantıkta saklı: hangi basamaktaysak, bir üstüne bakıyoruz.

Bu yayını paylaşın

Yayınlar ana sayfası

İletişim

Yenilik ve ilham dolu bir yolculuğa yakınsınız

Ürün seçimi, teknik şartname ya da fiyat teklifi için ekibimize ulaşın.

Teklif Alın